Erdoğan ERKAYMAZ

Erdoğan ERKAYMAZ

dogusofsetayancik@hotmail.com

Baltık Ülkeleri Gezisi

04 Haziran 2015 - 16:15 - Güncelleme: 15 Temmuz 2015 - 12:49

Baltık Ülkeleri Gezi Yazısı Helsinki (Finlandiya) St Peterhoff(Rusya) Talinn(Estonya) Stockholm(İsveç)



Gençliğimde Sinop’a gelen Ege ve İzmir vapurlarıyla Sinop-İstanbul, İstanbul-Sinop yolculukları yapmıştım. Gerçi biletimim 3. Mevki olup dinlenme şansımız olmadan motor sesi duyarak seyahat ederdik. Buna rağmen vapurla yapılan yolculuklar benim için çok keyifli olmuştur. Güverteye çıkardık, gece sineması izlerdik. 1. Mevkiler daha da rahat konforlu bir şekilde olmasına rağmen bizde mutluyduk. Çocukluk arkadaşım Alâeddin Ay’ la yapmıştık son vapur seyahatimizi. Sanırım 1978 veya 1979 yıllarıydı güvertede mevsim ürünleri domates, salatalık yemiştik. Çöpü denize atıyorduk ki Japon turist elimizden kapıp kendi çöp poşetine koymuş o tavrı beni çok etkilemiş o gün bugün kesinlikle çöpümü nereye atacağımı öğretmişti.  

 

Vapurun o pas kokusu daha burnuma gelmekte… (gemi teriminde geminin kıçından(pupa) başına (pruva) bakarsanız, sağ tarafına “sancak”, sol tarafına “iskele” denir.). vapurun pupa tarafına deniz üzerinde oluşturduğu köpükleri izleme büyük keyifti benim için. Değerli dostum, kardeşten öte sevdiğim saydığım Dr. Güner Çinko “İskandinavya Baltık” seyahati teklifi beni çok heyecanlandırmış ve kabul etmiştik. Bağlantıları kurduktan sonra 16-23-2015 tarihleri arası Stockholm(İsveç) Helsinki (Finlandiya) Petersburg( Rusya), Talilin (Estonya) gezimiz gerçekleşecekti… Gezimizde bizim gurubumuz Güner-Selma ÇİNKO, Cumhur-Hanife YÜKSEL, İnci KARAEL, Sevgi DERELİ ve eşim Filiz -benden oluşuyordu. Yolculuğumuz “Pronto Tur” aracılığı ile İtalyan “Costa luminosa” gemisi ile seyahat edecektik.

 

16 Mayıs 2015 Cumartesi günü 06.30da Türk Hava Yollarıyla Stockholm’e uçmak için dış hatlarda rehberimiz Neslihan Sağnak hanımla buluştuk. Check-in, pasaport ve gümrük kontrollerimiz sonrası 08.15te THY’nın Tk 1793 nolu seferiyle Stockholm’e hareket ettik. Bu ara yer hizmeti gören memur hanıma; “Sabah sabah güler yüzlü çalışanı görmek ne büyük mutluluk” söylememin karşılığı olarak beni 7 nolu koltuğa eşimi 30 nolu koltuğa bilet kesmesi unutulur gibi değil. Centilmenliği yapıp eşim 7 noya ben 30 noya geçtim.

 

Rehberimizin uyarısı ile saatlerimizi 1 saat geri aldık. Sanırım 13.00 gibi Stockholm (İsveç)  Arlanda Havaalanına indik. Kontroller sonrası bizi bekleyen otobüsümüze binerek gemimize yerleşmek üzere yola çıktık. 40 km yolumuz olduğunu söyleyen rehberimiz; grubumuzda Kocaeli, Ankara ve Manisa’dan gelenlerle 35 kişi olduğumuzu öğrendik. Stockholm limanında gümrük işlemlerimizi bitirdikten sonra bizi bekleyen İtalyan Costa Luminosa gemisine geçtik. Bizim kabinimiz iskele tarafında 5268 nolu 5.katta olduğunu öğrendik. Bavullarımız daha sonra kabinimize taşınacaktı Ayancıklı grubumuzla 9. Katta bulunan restorana çıktık. Öğle yemeğimizi açık büfe olarak aldık. Bu ara gemimiz limandan hareket ederek helsink (Fillandiya) limanına yola çıktık. Biraz gemimiz hakkında bilgi vermem gerekirse; Costa Luminosa 20 Mayıs 2009 tarihinde seferlerine başlamış geniş, havadar alanları ve değerli sanat eserleriyle donatılmış, tasarımı, şık malzemeleriyle müthiş bir mimari eser 4d sineması golf ve Grand Prix simülatörleri bulunmakta. Havuzlu ve jakuzili güvertesinde enfes manzara sunmaktadır.4 büyük restaurantlı 11 barı, 2 yüzme havuzu, açık hava jogging pisti ve paten pisti, spa merkezi, spor salonu, sauna, buhar odaları, tiyatro (3 güvertede), kumarhane, discosu vs vs. 294 metre uzunlukta 32,25m eninde 2260 yolcu 921 personel kapasiteli alışveriş merkezi mağazalarıyla enfes bir gemi. İsveç ve Stockholm hakkında bilgiyi son günlerde yer vereceğim. Akşam yemeğimizi  “Samsonra Restoran’a” aldıktan sonra gemiyi tanıma gezilerimize başladım. İlk olarak “Phoenix Tiyatro’da” animatörlerin hazırladığı programı izledikten sonra alışveriş merkezini gezdik. 9. Kattaki Andromeda Restoran’ da çaylarımızı içtikten sonra dinlenmek üzere kabinlerimize geçtik. Bu arada buralarda gün doğumu; 04.10-gün batımı; 21.07’ dir. Ama alışacağız.

 

2.Gün 17 Mayıs 2015 Pazar Kahvaltımızı almak üzere 3. Kattaki (Deck)  Restoranda gezimiz boyunca bize ayrılan kaptan masasının hemen yanındaki masada kahvaltımızı aldık. Gezimiz boyunca Filipinli Jaysonlee Alipio ve Endonezyalı Nı Wayon Susi Agustari garson olarak bize hizmet ettiler. Çok sevimli, sempatik ve başarılı idiler. Kahvaltı  sonrası “Sürpriz” anonsuyla(daha önce  rehberimiz uyarı bilgileri verdiği) acil önlem tatbikatı için(zorunlu)  kabinlerimizdeki cankurtaranları alarak personelin yönlendirilmesiyle filikalar altındaki iskele tarafında toplandık. Tehlike anında ne yapılacağı konusunda (İngilizce-İtalyanca) bilgilendirme sonrası gemi girişimizde bize verdikleri 2 karttan; (biri anahtar ve hesap kartı) diğeri kırmızı renkli kart olan tatbikat kartını teslim ettik. (Bu kırmızı kartla yolcu takibi yapılıyor tatbikata katılmayan bir şekilde bu karttan takip edilip tatbikat yaptırılıyor.) 



Bugün deniz yolculuğu yapılacak. Saat 10.00 gibi gemimiz Helsinki (Fillandiya) ‘ye hareket ediyor. Aldığımız bilgiye göre saat 23.00da Fin Körfezine gireceğiz. Cankurtaran yeleklerimizi kabinlerimizdeki yerlerine yerleştirdikten sonra rehberimizle buluşmak üzere Piano Barda bir araya geldik. Gemi seyahatimiz üzerinde bize bilgiler sunduktan sonra ekstra gezilere katılacakların tespiti ve ücretleri meselesini anlattı. Biz Ayancık grubu olarak tüm ekstralara katılacağımızı bildirdik. Bu ara cumhur Yüksel ağabeyim birçoğunu daha önce görmesine rağmen bizim için tekrar katılıyordu. 



Gemimiz limandan ayrıldığında güvertemizden gördüğümüz o eşsiz manzara ve görüntüler için fotoğraf çekenler en iyi görüntüyü almak için yarış ediyorlardı. Onlarca adaların verdiği muhteşem görüntüler ve bize eşlik eden sırtı siyah (kutup) martıların arasından açık denize açıldık. Grubumuz 9.katta toplandık. Geniş bir sohbet başladı. Doktor Güner’le birlikte geminin bölümlerini keşif etmek üzere ara sıra gruptan ayrıldık. Bu akşam kaptanın “Hoş geldiniz Galası” olduğundan akşam yemeğinde herkes şıktı. Kaptan ve üst düzen mürettebatı masası hemen yanımızdaki masaydı. Kaptan yemeğin son bölümünde anons geldi ikram ettiği şampanyalar kaldırıldı. 



Yemek sonrası Phoenix tiyatroda sunucu, katılımcılara geminin üst düzey görevlilerini tanıttı. Anladığım kadarıyla İtalyan, Bulgar, Romen, Fransız, Alman olmak üzere birçok ülkeden yöneticiler Birleşmiş Milletler gibi… Eğlence bölümü başladı 4 şarkıcı sanatçı ve geniş bir dans grubunun sunduğu gösteri muhteşemdi. 80li 90lı yılların müziği dans grubunun şovu izlemeye değerdi. 

Gösteri sonrası gemi seyir halinde olduğu için oyun salonuna geçtik. Hanımlar şanslarını denediler. Bu ara Sevgi Dereli ablam İngilizcesiyle birçok sorunumuzu kolaylaştırdığı için rahatız teşekkürler. 

3.gün  18 Mayıs 2015 Pazartesi

Gün doğuşu: 04.54-Gün Batımı 22.00





























 

2.BÖLÜM

3.gün

18 MAYIS 2015 PAZARTESİ  (Helsinki-FİNLANDİYA)

Kahvaltımızı aldıktan sonra limanda bizi bekleyen otobüsümüze geçtik. Yağmur yağışı devam ediyor sanırım bugün Helsinki’yi şemsiyelerimizle gezeceğiz. Bugün bizi kaptanımız Finli “Leo” gezdirecek. Eski ve yeninin, doğu ile batının karışımı olan şehir merkezine doğru ilerliyoruz. Yolumuz Helsinki Fiyortu üzerinde devam ederken karayolunun hemen yanında bisiklet yolu ve yol üzerinde bisikletli Finlileri görüyoruz. Deniz kenarında tahta iskeleler, yüksek tahta korkuluklar ve teraslara rehberimiz dikkatimizi çekiyor. Devamında diyor ki; “Finlandiya’da halı ve kilimleri Pazar günleri erkekler yıkıyor, hanımları onlara yiyecek ve içeceklerini hazırlıyorlar. Bu gelenek geçmişten bu yana devam etmekte” söylemi gülüşmelere yol açıyor. Erkekler olarak Finli olmak istemezdik demeye başlıyoruz.





Yolumuz üzerinde “Uspenskikatedralini” gösteriyor. Finlandiya’nın en kalabalık şehri ve başkenti Helsinki, Baltık Denizi kenarında yer aldığından “Baltık Denizinin Kızı” adını almış.300 adası, park alanları yemyeşil doğası ve sahil kenarında enfes bir Baltık Kentidir. Rehberimizin bize aktardığı bir bilgiyi paylaşmak istiyorum; Fin Hükümeti bedava internetten her vatandaşın hakkı olduğunu kabul edip onaylamış ülkede internet bedava.” Helsinki kenti İskandinavya ve Kuzey Avrupa’daki başkentler arasında güvenlik ve huzur kriteri çerçevesinde en yaşanabilir şehri seçilmiştir.

 

 Uzaktan “Suomenlinna Kalesini” görüyoruz. Bu kale UNESCO Dünya Mirasına girmiştir. İlk durağımız Helsinki Katedrali (Evenjalik lutheran Kilisesi) Finlilerin Helsinki sembolü olarak da gördükleri bu katedral 1852 yılında tamamlanmıştır. Rehberimiz bulunduğumuz bu alanın SENATO MEYDANI olduğunu alanda gezmek, fotoğraf çekmek için süre veriyor. Meydan birçok hükümet ve dini yapılarla çevrili açık bir alan. Sayısız merdiven tırmanarak “Lutheran Katedraline” çıktık. Tepeden meydanı ve katedrali fotoğrafladım. İndiğimde yürüyüş halinde olan iki rahibenin fotoğrafını çekmeye çalıştığımda, şemsiyeleriyle yüzlerini kapatmaya çalışsalar da savaşı ben kazandım. Meydanın ortasındaki “Alexander II” heykelinde Ayancık grubumuzla hatıra fotoğrafı çektikten sonra otobüsümüze geçtik. (Helsinkinin kalbi Senato Meydanı, meydandaki Beyaz Kilise Tuomiokikko-Lutheran Kilisesi,  Başbakanlık binası, Helsinki Üniversitesi Kütüphanesini içeren bir meydan)





Yolculuğumuz uçan Finli atlet “Poavo Nurmi” heykelinin önünden Helsinki Olimpik Stadyum’dan geçiyoruz. (Helsinki Olimpiyatlarında Türk Güreşçileri 2 altın 1 Bronz madalya almıştır yıl 1952) Değişik mimarisi ile olimpiyat kulesi bize ilginç geldi.(72 metre uzunluğunda)

 

Şimdiki durağımız Fin besteci “Jean SİBELİUS” adının verildiği parkın ortasında bulunan havada asılı yüzlerce çelik borudan oluşan orgu simgeleyen anıt ve hemen yanında Sibelius’un gümişi büstü görülmeye değer, ilginç bir anıt. Anı fotoğrafları çektikten sonra göl kenarına doğru Ayancık grubumuzla bir gezi yaptık. Tertemiz, pırıl pırıl, yeşil bir park… Parkın içi belirli aralıklarla heykeller, gezi yolları… Ne diyelim darısı bizim ülkemizde bizim başımıza.





Yolculuğumuz devam ediyor yeni durağımız “Temppliaukio(kaya) Kilisesi” ( kayaların içinde yer alan Kaya Kilisesi şehrin en popüler turistik mekanlarındandır. 1969 yılında yapılan kilise sade mimarisi ve bakır kaplı kubbesiyle dikkat çekiyor. Bulunduğu bölgedeki yeri ihtiyacını gidermek için dinamitlerle kayalar parçalanıp kilise oluşturulmuş.) Kilisede fotoğraflar aldık, kilise içinde küçük notlar içeren kağıtcıklardan olan ve grup arkadaşımın bana verdiği kağıtta “Sen her şeyi yitirmişken tanrı seninle kalırsa, en güç koşullarda bile bir eksiğin olmaz korkuda ve ihtiyaçta bile!” yazıyordu.





Gezimize tarihi binalar arasında Arnavut Kaldırımları üzerinde devam ediyoruz. Önünden geçtiğimiz binanın balkonunda zürafa önündeki bahçede ise geyik heykelleri… Güzel bahçe düzenlemeleri ve yeşillikler arasında tertemiz bir kent. Rehberimizin söylemine göre 11.000 tekneyi barındıran marinalar arasından geçiyoruz. Kışın Helsinki Körfezi’nin donduğunu anlatıyor. Türk elçiliğinin önünden geçiyor, İsveç Tiyatrosu önünde iniyoruz. Şimdi serbest zaman 2,5 saat Helsinki’yi gezeceğiz. Helsinki kenti, granit jeolojik yapıya bağlı bir kent yapısı vardır. Helsinki; Baltığın kızı, göller ülkesi, kuzeyin beyaz şehri denmekte. Helsinki Finlandiya’nın en kuzeyinde Finlandiya Körfezinde yer almakta. Finlandiya halkı için geyik çok önemli; eski tarihlerden bu yana etinden, sütünden hatta kemiğinden yararlandığı bir canlı alışveriş merkezlerindeki giysilerin çoğunda geyik motiflerini görebilirsiniz.



Bir eğitimci olarak gezdiğim ülkelerdeki bana ilginç gelen eğitim sistemlerini paylaşmak istiyorum; Finlandiya; dünyanın en şaşırtıcı eğitim sistemini uyguluyor ve başarılılar. Finli çocuklar anaokul ve ilkokul hayatları boyunca oyun oynar ve zevk alarak öğrenirler. Öğretmenler ve aileleri matematik veya fen derslerindeki soyut kavramları öğrenmenin en iyi yolunu müzik, drama yada spor uygulamaları odluğunu düşünür. Sınav stresi olamadan, mukayese yapmadan, dershaneler ve özel eğitim yapılmadan, okullar birbirleriyle yarışmadan birbirlerini destekleyerek yapılan bir eğitim sistemi. Finlandiya’da okula başlama yaşı 7. Tüm çocuklar okullara yürüyerek yada bisikletle gidiyor. Çocuklarını bağımsız yetiştirmeyi önemsiyorlar. Öğrenciler kendi ilgi ve ihtiyaçları doğrultusunda; kendi eğitim-öğretim programlarını şekillendirme hakkına sahipler. Dayatma ve zorlama bir müfredat yok. Öğrenciler eğitim hayatlarının ilk 6 yılında hiçbir şekilde not verilmiyor. 8.sınıfın sonuna kadar not verme zorunluluğu yok. Sadece 16 yaşında ülke genelinde bir sınava giriyorlar… Öğretmenlerinin en az master derecesi var. Üniversite başarısı en yüksek %10luk dilim arasında seçiliyor, toplumda statüsü en yüksek mesleklerdendir. Fin okullarında spora bol bol yer var ama spor karşılaşması yapılacak takım yok. Rekabet üstünlük sağlamak fin kültüründe yok.





2 saatlik serbest zamanda en meşhur alışveriş caddesi olan Esplanades’de mağazalara girdik çıktık. Doktor Güner’le hanımlar alışverişle uğraşırken biz meşhur postahane binası ve tren istasyonu önünden geçtikten sonra belirlenen saatte otobüsümüzle buluştuk. Artık gemimize dönüş zamanıydı. İlk olarak 9.kattaki restorantta aperatif yemeklerimizi aldıktan sonra dinlenmek üzere kamaralarımıza döndük. Dinlenme sonrası gemimizi tanımaya devam ediyorum; yeni barlar, spor alanları 10.kattaki havuz ve jakuzi…





Akşam yemeğimizi almak için Tauruz Retaurantta grubumuzla masamızda buluşuyoruz. Ana yemeğimiz bittiği sırada İtalyanca ve İngilizce anons sonunda hareketli dans müziği eşliğinde bize servis yapan garsonlar dahil tüm garsonların dans şovu sürprizi oldukça güzeldi. Masamıza hizmet eden garson bey hanımları, garson hanım beyleri dansa kaldırma teklifini kırmadan edilen danslarda hoştu. Yemek sonrası biraz restaurantın yanındaki bara takıldıktan sonra, “Teheatre Pehoenix” deki “Achrobotic Show” izlemeye değer. Show’u yapan bay ve bayan gösterici oldukça başarılıydı. Soluksuz izledik, sanırım tüm izleyiciler mutlu ayrıldılar. Program sonrası hanımlar oyun salonunda makinalara geçince doktor Güner’le İtalyan seri A futbol maçını izlemeye başladık. Eşlerimiz yanımıza geldiğinde canlı müzik yapan siyahi gtarist şarkıcıdan(komandante che) şarkısını istedik. Güzel yorumu sonrası dinlenmek üzere kamaralarımıza geçtik. Bu esnada gemimiz St.petersburg için yol alıyor. Bugün için gün doğuşu 04.54-gün batımı 22.00.





 

4. Gün  19 Mayıs 2015 Salı St. Petersburg (RUSYA)

Bugün  19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor bayramı, Kutlu olsun. Kahvaltımızı aldıktan sonra, liman gümrüğünde pasaport kontrolünsen geçtik. Bizleri bekleyen Rus rehberimiz Ilya Kruslov' la buluşarak otobüsümüze geçtik. Bugün Kuzeyin Kültür Başkenti St. PETERSBURG gezilecek. Mimarisi Venedik' i çağrıştıran, kanalları, köprüleri, parkları, müzeleri, yetiştirdiği edebiyatçılar ve müzisyenler kenti.

 

Neva nehri üzerinde  42 adaya yayılmış 5 milyon nüfuslu kent, 1703 de bataklık araziye milyonlarca kazık çakılarak işe başlamış 1. Petro bizzat şehrin planlamasını, sarayların yükseklik ve genişliğini kendisi yapmış. Değişik Avrupa şehirlerini özellikle Amsterdam' ı örnek alarak en rasyonel biçimde inşasını sağlamış. ( Şehrin inşasını önce kendisi için yaptığı ve yaşadığı küçük kırmızı beyaz kulübeden izlemiştir.)





 

St. Petersburg    

16 Mayıs 1703-1918  St. Petersburg

                 1918-1924.       Petrograd

                 1924-1991.        Leningrad

                 1991- St. Petersburg olmuştur.

Çar 1. Piyoder Alexeyevic; Osmanlı deyimiyle "Deli Petro" , Batıya göre "Büyük Petro"  1703  yılında ülkesinin, hayran olduğu batı standartlarında  ve batıya açılıp bütünleşmesini sağlayan günümüzün dünya hazinelerinden St. Petersburg  şehrini kurması oldu.

 

Bu yıl  kuruluşunun 312. Yıl dönümünü kutlayan bu kent, bataklık bir bölgede yüz binlerce esir ve kabilenin ölümü pahasına var oldu. Petersburg' un önemli özelliğinden biride " Su kenti" olmasıdır. Bu tarihi kent UNESCO' nun dünya mirası listesindedir. Kent zengin kültürel hayatı ile tam bir Avrupalı, tiyatrodan, resme her alanın özgürce yaşadığı, özellikle bale ve opera önemli bir yer tutmaktadır.





 

 Bu kadar bilgi sonrası yolculuğumuzun devam ettiği bir sırada sürücümüz "İgor" sinirli bir şekilde yüksek bir sesle "Otur yerine bacı" söylemi; önce sessizliğe, sonra gülüşmelere neden oldu. Öğrendik ki sürücümüz Azeri imiş.

 

Önce Mısır Köprüsü önünden geçtik. (Fon tango Irmağı üzerindeki bu köprü(1826) döneminin modasına uygun olarak Mısır Üslubunda süslenmiş.)

 

Rehberimizin uyarısı ile Donanma Binası (Admiral Tejstvo) nı gösteriyor. Yaklaşık yarım km uzunlukta ki bina Petro döneminde Donanma Tersanesi  olarak yapılıyor.(Rusya’nın Baltık denizindeki ilk tersanedir. Donanma binasının kulesinin önünde altından yapılmış bir gemi maketi, binanın en ucunda küçük yelkenli gemi şeklinde rüzgârgülü vardır. Donama binası bugün Denizcilik Okulu olarak hizmet vermektedir.)

 

Otobüsümüz Neva Nehri kenarında duruyor, rehberimiz fotoğraf çekilmek için zaman tanıyor. Bulunduğum yer “Bir zamanlar Deniz Fener’i olarak kullanılan gemi burnu figürleri ile süslenmiş iki adet Rostral Sütunları (Rusların açık denizlere olan hasretinin göstergesi olmalı).  Etrafında bulunan satıcılardan magnet bir takım hediyelik eşyalar alınıyor.

Şehri panoramik olarak gezimizde “ Kalyon Gemi” ler görüyoruz. Rehberimiz bu gemilerin restauran hizmetleri sunduğunu bildiriyor.





 

Yolumuz, Griboyedov Kanal’ı kenarında inşa edilmiş. İsa’nın Yeniden Diriliş Kilisesi( Kanlı Kilise) barok ve klasik tarzda oluşmuş gösterişli eserdir.( Dünyadaki en geniş ikinci mozaik süslemesine sahip olan bu kilise halk arasında kanlı kilise olarak bilinmekte. 1 Mart 1881 de Çar 2. Çar Alexsandra’ nın öldürüldüğü yer anısına yerine geçen Çar 3.Alexsandra tarafından 1907 de yaptırılmıştır.) Dış görünüşü bir masal diyarını anlatan mistik bir atmosferde fotoğraf çekilip ayrılıyoruz.

 

Yeni durağımız Aziz İshak Meydanı’nın en dikkat çekici yapı, tam ortasında yer alan gösterişli katedral (Yapımı 40 yıl süren dünyanın en büyük katedrallerinden biri olup kubbesi 100 kg altın kullanılarak yapılmıştır.)

 

Meydanda bulunan heykel ise Pyort Klodt’ un yaptığı 1. Nikolay Heykeli meydana hakim bir yerde. Heykelin kâindesin deki rölyeflerde Nikolay dönemindeki olaylardan sahnelerle betimlenmiştir. Heykelin önünde Dük-Düşes kıyafetleri içerisindeki Ruslarla anı fotoğrafları çekildik.





 

Panoramik gezimize devam ediyoruz. Aurora Harp Gemisi için rehberimiz uyarıyor.(1897 de yapılıp 1900 de suya indirilmiştir. Rus- Japon savaşı için Petrouska Limanı’nda 25 Ekim 1917 Bolşevik İhtilal’ının başlangıç topu buradan Hermitape Sarayına atılmış.

 

Gezimiz sırasında şehrin en önemli siluetlerinden olan Kozan Katedral’i ( 1801-1811yılları arasında mimar Voranihin’in projesi temel alınarak yapılmış.  Devrimden sonra kilise özelliği yok edilen Katedral Sovyet dönemi boyunca Ataizim Müzesi olmuştur).

 

Rus Tarihi Müzesi ve önündeki Puşkin’ in heykelinin de bulunduğu parkta otobüsümüzden indik. 1.5 saatlik serbest zamanımız verildi. İhtiyaç giderme ve hediyelik eşya alışverişi olarak değerlendirildi. Puşkin den bahsetmek istiyorum; Rus şair ve yazar. Birçok kişi tarafından en büyük Rus şairi ve Rus edebiyatının kurucusu olar kabul görmekte. Genç yaşta güzeller güzeli eşi Natalya nedeniyle bir Fransız subayı ile düello nedeniyle hem dünya hem de Rus edebiyatının kendisinden yoksun kalmasına neden olmuştur.

 

Toplandık otobüsümüze geçtik, yolculuğumuz bizi Saray Meydanına götürüyor. Meydandan Çar Alexsandır’ın 1812 deki 48 metre yüksekliğinde 700 ton ağırlığında ve tepesindeki iyiliğin kötülüğü yendiği sembolize eden bronz melek figürlü Aleksandır Sütunu oldukça gösterişli. Hemen karşısında “ Genel Kurmay Başkanlığı” binası. Rehberimizi takip ediyoruz. Ve dünyanın en büyük müzelerinden olan “Ermitay Müzesi”.

 

Bir zamanlar Çar ve Çariçeler ikametgâhı, bugünün Hermitage Sarayı(müzesi) çağla yeşiline boyanmış duvarlarıyla, 25 milyon eserin (her bir obje için 10 saniye dursanız 3,5 yıl yapar) sahip olduğu koleksiyonlar ile dünyanın en zengin müzelerinden biri. Fransa Ağırlıklı, Batı Avrupa sanat tarihinin büyük bir çoğunluğunu kaplayan bu müzeye çok uzun zaman ayırmak gerekiyor. Müzenin girişindeki altın kaplaması, Ürdün merdivenlerinin muhteşem görüntüsü, Leonardo Da Vinci’ nin “Madonna Litta’sı, Michalang’ ın  “Çömelen Çocuk Heykeli” ne dayanamazsınız. Burada bulunan Michelangelo Velazquez, El Grece ve Moya gibi büyük ustaların eserlerinden ayrılmak çok zor. Müze 5 tane iç içe geçen binadan ve binden fazla salondan oluşuyor. Rehberimiz kulaklıklarımıza en görülesi eserleri aktarırken yorulduğumuzu hissetmeye başladık. Çıkışta Kocaeli grubundan 2 arkadaşımızın gecikmesinde kapıda beklerken etrafımızı saran sokak ressamlar ve kürk satıcıları İngilizce biraz Türkçe ürünlerini pazarlıyor. “Küba gezimde pişman olmuştum sokak ressamlarından resim almadığıma …”  Bu sefer Rus satıcı ile pazarlık yaparak 3 eser satın aldım.





 

Arkadaşlarımızı beklerken meydanda bulunan Büyük Petro Heykeli’ nin fotoğrafını çekiyorum.( Büyük Yekaterina tarafından 1782 yılında yaptırılan ve Büyük Petro’ yu şaha kalkmış, arka ayaklarıyla “ İhanet Yılanı”nı ezen atın üstünde gösteren heykel büyük granit kütlesi üzerinde durmaktadır.) Kocaelili 2 arkadaş müzede kayıp olmuşlar. Türk ve yerel rehberlerimiz 1 saat sonra bulup getirdiler. Yerel saatle 18.45 de liman gümrük kapısından geçerek gemimize girdik. Zaman geçirmeden akşam yemeğimizi almak üzere “ Tauras Restaurana”  indik.

 

Restauran da beyaz renk ağırlıklı görünüm hâkimdi. Hizmet sunan personel ve konuklarda beyaz giyinmeye dikkat etmişler… Evet, bu akşamın konsepti “ Beyaz Geceler” içinmiş… Yemek sonrası biraz bara takıldık. Eşimle 11. Kattaki güverte limanı ve St. Petersburg’ u izledik.  Fotoğraflar çektikten sonra 10. Kattaki, “Scuderia Costa Bar” da ki Beyaz Geceler programına katıldık. Grubumuz üyeleri müziğin ritmine kaptırmış.  Dev ekranda kendilerini izliyor içkilerini yudumluyorlardı. Program öncesi Show aşçıları meyvelerden oluşturdukları hayvan figürleri eserleri muhteşemdi. Gün bitmiş kameralarımıza dinlenmek üzere geçiyoruz. Bugün Gün doğumu 04.33-Gün batımı 21.40

 

5. Gün 20 Mayıs 2015 Çarşamba St. Petersburg (2. Gün) RUSYA

06.30 da kalktık, kahvaltımızı aldıktan sonra liman gümrüğünden geçtik. Bugün ki gezimize katılan grubumuzla ilk defa toplu fotoğraf alıyoruz. Yazlık saray Peterhof Sarayı için yolculuğumuz başlıyor. Yol boyunca yerel rehber bilgi veriyor, Türk rehberimiz tercüme ediyor.





 

Yolumuz üzerinde yeşil bir “TAK” dikkatimizi çekiyor. Paloce Meydanında Yeşil Zafer Takı(Narva Kapısı) Çar 1. Alexsander Napolyon’a karşı kazanılan zafer adına yapılmış anıt. Anıtın ortasındaki kubbeli binaya dikkat çekiyor. Metro İstasyonu(İlk Metro istasyonu 1955 de 8 istasyon olarak yapılmış şimdi 60 istasyon.)

 

Tarih müzesi olduğu söylenen binanın önünde Maraşal Kuthuzou heykeli bizleri selamlıyor. Bolşevikler döneminde yapılan binaların yanından geçerken üzerinde orak çekiçli kule şeklindeki bina da dikkatlerden kaçmıyor. Saraya yakın olmak isteyen varlıklı ailelerin malikânelerinin arasından Peterhof Sarayı otoparkına giriyoruz.





 

Otobüsümüzden iniyoruz, 2 müzisyen bizi “İstiklal Marşı” mızla karşılıyor. Hazır ol da marşımız bittiğinde bu jesti alkışlarımızla ödüllendiriyorduk ki; bu sefer Gençlik Marşı başlıyor. Tabi ki bahşiş bekliyorlar, gereği yapılıyor. Rehberimiz sarayın arka bahçesine doğru yönlendiriyor.





St. Petersburg Yazlık Sarayı(Peterhof Sarayı) Hollanda tarzı ile başlayan yapılaşma Büyük Petro’nun arzusu doğrultusunda yerini İtalyan esintilerine bırakmış ve Barok tarzı mimari kendini gösteriyor. Yazlık olarak yaptırılan saray kendi kadar bahçeleri ve çeşmeleri ile ün yapmıştır. 50 anıtsal çeşmesi ile 4 şelalesi olan saray Rusya’nın Versailles’i denilmekte. Girişte mont ve çantalarımız emanete bıraktıktan sonra ilk salonu “Çeşme Salonu” olarak adlandırılan odada Rus donanmasının Osmanlı donanmasını yıkışını betimleyen resimleri buruk bir şekilde izlemekteyiz. İçeride fotoğraf çekmek yasak. Her odanın ayrı bir hikâyesi var, ayrı bir tasarımı var. 2. Dünya savaşında Nazilerin tahribata uğramasına rağmen bugün ki ihtişamlı görüntüsüne kavuşmuş. Bu sarayda Dünya Kültür Mirası listesinde yer almaktadır.607 hektarlık bir arazi üzerinde kurulmuş olan saray; havuzlar, çeşmeler, heykeller, çardaklar, küçük yazlık evlerle süslenmiş. Rusya ve Rusya dışından ağaçlar getirilerek dikilmiş. Saray bahçesi muhteşem… Yolumuz bahçenin Finlandiya körfezine bakan uçta Poseidon’ un heykeline geliyor. “heykelin ayağını okşayanın isteğinin hayata geçme inancı” grubuz ve benim tarafımdan boş geçilmedi. Burada da sokak ressamlarından bir sulu boya resmi aldım.





 

Yine yola koyulduk. Öğle yemeğimizi almak için şehir merkezine doğru ilerliyoruz. Kanlı kilisenin yakınında iniyoruz. “Sant. Petersburg Restaurana” a geçiyoruz. Rus mutfağından salata, çörek gibi ekmek, çorba, içli köfte, yebenze(iç tavuk), tatlı, içki… Menümüz bittikten sonra caddeye çıktığımızda “Limuzin” ler dikkatimizi çekiyor. Yeni durağımız “Başkan Putin’in, Başkan Bush’ u St. Petersburg’ da ağırlarken bu muhteşem şehri en güzel ve keyifli gösterdiği rota olan “Neva Turu”.



Uzun yürüyüş sonucu Neva Turu yapacağımız “APNENB” teknemize ulaştık. “Neva Nehri Turu” Neva nehri 74 km uzunluğunda olup 30 km lik kısmı şehrin içersinden geçer. Nehrin üzerinde 42 ada, 95 kanal, kanalların üzerinde 500 e yakın köprü var. Teknemizde şampanya, şarap, votka, bira, su, çerez ve meyvelerden oluşan ikramlar gezi esnasında sunuldu. Şehirde bulunan birçok köprüyü ve yapıyı nehir tarafından yüzünü görmek için harika bir seçenek olacaktı. Gezi boyunca fotoğraf makinam sürekli açık olup o nefis görüntüleri kaçırmamaya çalışıyordum.

 

İlk gördüğümüz görkemli yapının Saint Peter ve Paul Kalesi (İsveç ordusu ve donanmasına karşı savunma amaçlı yapılması planlanmış. Sonra siyasi mahkûmlar için hapishane olarak kullanılmış. İçeride yatan bazı ünlü mahkûmlar Dostoyevski, Gorki, Troçki ve Lenin’in  kardeşi Alexander’ dır. Kalenin ortasında kubbeleri altınla kaplı olan Peter ve Paul Katedrali var.)

 

Rehberimiz Troitski Köprüsü’ nün Paris’ de ki meşhur Eiffel kulesi proje mühendisi Fransız Eiffel’in projesine göre yapıldığını bildiriyor. Yolculuğum sırasında ikramlar da içilip yeniliyor.

Nehir yolumuz Anickav Köprüsü altından geçiyor. (Dört başında dört bronz at, dördü de şaha kalkmış, dizginlerine yapışıp gem vurmaya çalışan terbiyecilere ecel terleri döktürüyor. Söylenen, batıya yönelen nallılar düşmanları, doğuya yönelen nalsızlar düşmanları belirliyor.) Lomonosou Köprüsü’ nün altından geçtik. Mini iskeleye yaklaştık. Neva Turunda kaç ada görüp, kaç kanaldan ve kaç köprünün altından geçtik bilemiyorum.

 

Şehri karadan göremeyeceğiniz farklı açılardan görebiliyorsunuz. Bazen nehirde değil de denizde zannediyorsunuz.

 

Biraz acele etmemiz gerekiyor, gemimiz 18.30 da Estonya(Tallinn) ya hareket edecektir. Otobüsümüze bindik, zamanında limana ulaştık. Gümrük geçişi sonrası artan zamanda Rus votkası ve hediyelikler alınarak gemimize geçtik.





Akşam yemeğimizi aldıktan sonra önce barda sonra tiyatroda Show izledik. Hanımlar oyun makinalarına takılırken Dr. Güner ile bizde barda içkilerimizi yudumladık. Gemimiz yol alıyordu, St. Petersburg(Rusya) dan ayrılışımızın hüznü, yeni yerlerin keşfi  mutluluğu ile dinlenmek üzere kamaralarımıza geçtik. Bugün Gün Doğuşu 04.11- Gün Batımı 21.46

 

Rus kültürü dünyanın en zengin ve en etkili olanlarındandır. Rusya da yaklaşık 100 farklı dil konuşlan ve 160 etnik grup vardır. Tolstoy, Dostoyevski, Puşkin ve Turgenyev gibi yazarlar en etkili yazarlardır. Müzik, bale, resim ve sinema önemli yer almaktadır.

 

Soğuk iklimin Rus yemekleri üzerinde çok etkisi vardır. Çorba çok popüler olmakla birlikte ünlü ve geleneksel “Pancar Çorbası” Rusların vazgeçilmezi. Et, tavuk ve patates yemekleri ana yemeklerdir. İçeceklerden votka hiç şüphesiz Rusya’nın en popüler alkollü içeceklerindendir.

 

En popüler spor Futbol ve kış sporlarından Buz Hokeyi, kayak, buz patenin tercih etmektedirler. En ünlü geleneklerinden biride; Fin saunası, banyodur. Rusya ormanları dünya ormanlarının beşte birini oluşturmaktadır. Rus mimarlık tarihinin başlangıcı eski Slav döneminde inşa edilmiş olan Moskova Kızıl Meydan içinde en etkileyici yapılar arasında yer almaktadır.

 

“Beyaz geceler” Ruslar için çok özel etkinliklerdir. Geceleri uzun olan b-ve yaz festivallerinde birçok kültürel etkinliğe ev sahipliği yapmaktadır. “Matruşka(Rus bebekleri) ülkenin sembollerinden biri olarak kabul edilir. Turistlerin satın aldıkları en popüler oyuncaklardandır. Bunlar tahtadan yapılmış, özel olarak el ile boyanan pahalı oyuncaklardır.



 

6.Gün 21 Mayıs 2015 Perşembe TALLİN (Estonya)

Kahvaltımızı aldıktan sonra gemiden çıkış yaptık. Gezi otobüsümüz liman dışında ve yağmur yağıyor. Bugün kaptanımız Anatoli yerli rehberimiz Satnislav Lomunou (Yarım Türkçesiyle ve sevimliliğiyle grubumuz oldukça sevdi.) ilk durağımız Kadri org Bahçesi ve Sarayı: Büyük bir park, özel Japon bahçesi ve küçük bir gölet. Gölette “Kara Kuğular” oldukça ilginç. Güzel sessiz bu parkta hava iyi olsa gelmek ve dinlenmek için ideal. Park içinde yürüyüşümüz devam ediyor, bu arada yağmur yağışı da kesilmedi. Karşımızsa Avrupa standartlarına göre oldukça küçük bir saray. Kadri org Sarayı: Çariça Katherina için Petro tarafından yaptırılmış, mutfak binası “Güzel Sanatlar Müzesi” olarak hizmet vermekte. Fransız bahçesinde ve etrafında zengin floraya sahip olduğunu gözlemliyoruz. Yağış nedeniyle otobüsümüze binip yolumuza devam ediyoruz.





 

Eski ahşap binalar yolumuzun sağında ve solunda tarihi dokusu ve ihtişamı ile görülmeye değer. Yolumuz St. Brigitta Manastırı’ na geldiğinde; içi harap olmuş, eski yıkık, önü mezarlık, üçgen görünümlü… İçinde yazın müzik ve tiyatro etkinlikleri yapılan manastır 1575 yılında inşa edilmiştir. Pirita Top Spa Hotel’ e geldiğimizde; 1980 yılın olimpiyatlarından yat yarışları için inşa edilmiş liman kenarında değişik mimarisi ile otel olarak hizmet vermekte. Gezimiz yeni Tallin de devam etmekte, modern binalar arasından geçerken Türk Büyükelçilik binasının önünden geçiyoruz.

 

Yeni durağımız Tallin Song Festival Grounds’ un bulunduğu devasal açık hava müzik alanındayız. 5 yılda bir müzik festivali yapılan bu mekânda 2009 da Madonna, 2006 da Metallice, 1997 yılında Michael Jackson, 2012 yılında Lady Gaga, 2013 de Elton John konserler vermişler. Fotoğraflar çekildikten sonra bu mekâna gelen minik Estonyalı çocuklar ve öğretmenleriyle selamlaştık. Satış reyonlarının birinden de şemsiye satın aldık. Yağmurun duracağı yok.







Eski Tallin’ e gidecektik otobüsümüz Vabaduse Valjak yani “Özgürlük Meydanında” park etti. Bu meydanda bulunan büyük haç seklindeki anıt; Estonya Bağımsızlık savaşı Rusya’ ya karşı 1918-1920 yılları arasında ki başarı adına dikilmiş. 2009 yılında yeniden inşa edilmiş. Tallin’ in ana meydanlarından olup yer altı parkı olarak kullanılmaktadır. Bundan sonra yürüyerek eski Tallin’ i gezeceğiz. Mimari meraklıları için gerçek bir hazine. Süslü mimari yapıları, kaleleri, ortaçağ sokakları, avlular ve büyük görünümlü şehir kapıları. Gezmeye Tompea Hill Bölgesinden başlıyoruz. Dar Arnavut kaldırımlarından Alexander Nevsky Katedrali’ ne geliyoruz. Tipik Rus tarzında inşa edilmiş Ortodoks katedrali Mimarı Mikhail Preobroz. Çar 3. Aleksandır zamanında yapılmış bu güne kadar korunmuş. İçeri girdik, pek görülesi bir şey yok gibi. Dışarı çıktığımızda soğan kubbesinin tepesinde ki haçların altında hilallerin olması dikkatlerden kaçmıyor. Ortak düşüncemiz Hıristiyanlığın İslamiyet’i alt etmesini simgelemek…





 

Katedralin hemen karşısındaki Tompea Kalesinin bahçesine kurulu pembe bina Estonya Parlamento Binası ilgimiz çeken güvenlik veya bekçi diye satış işyerinde; magnet, anahtarlık, süs eşyaları ve ülkeyi simgeleyen objeler satılmakta. Kısa süre alışveriş yaptıktan sonra gezimize devam ediyoruz.

 

Yolumuz üzerinde binanın duvarında kabartma gözlüklü insan modeli rölyef dikkatimizi çekiliyor. Estonyalı yönetmen, oyuncu, tiyatro pedagogu ve tiyatro eleştirmeni Voldemar Panso Akademi binasıymış.

 

Yolumuz Danimarkalılar tarafından 13. Yüzyılda inşa edilmiş ve Estonya’nın eski kiliselerinden Sant Mary Tallin Bakire Katedrali’ nin önünden geçiyoruz. Bahçesinde Ortaçağlı Hanım “kağnı” ya benzer arabada yiyecek satıyordu. Kilisenin ve satıcının fotoğraflarını çektikten sonra; bütün şehri yukarıdan görüp fotoğraf çektiğimiz Tompea Hill Bölgesi Terasına geldik.





 

Tallin Şehir Merkezi Tompea Tepesi ve şehir merkezi olarak ikiye ayrılıyor. Tompea Tepesi, eski şehrin biraz üzerinde kurulmuş bölge. Eskiden soylular ve yöneticiler kale duvarlarıyla korunmuş bu bölgede yaşarlarmış. Aşağıda Eski şehir Meydanında halk ve Tüccarlar yaşarmış. Bu bölge silindirik ortaçağ kuleleri ve surlarla çevrili bir bölge.

 

Tompea Hill bölgesinden yürüyerek aşağıya doğru iniyoruz. Dar ve Arnavut kaldırımlarından yürümek artık keyif veriyor çünkü yağış kesildi. Eski Şehir Meydanına indiğimiz de restoranlar ve kafeler bulunuyor. Burası eskiden beri Tallin’ in merkezi ve kalbi olmuş. Rehberimiz serbest zaman veriyor ve bu meydanda toplanma randevu sonrası eşimle bir kafeye oturuyoruz. Daha önce Tallin’ e gelen yeğenim Beyza’ nın salık verdiği bira siparişi veriyorum, eşim kahve… Biraz dinlendikten sonra geziye başlıyoruz.

 

Bu meydanda ortaçağdan bu yana pazarlar kurulmuş, yine bazı restoranlar Ortaçağ özelliğinde ve işletmecileri o dönem kıyafetleri içerinde müşteri kabul ediyorlar. Meydandaki Raekoda (belediye binası) 1402-1404 yılları arasında inşa edilmiş, Baltık’ın en eski belediye binası ve İskandinav bölgesi ve Kuzey Avrupa’ da tek bozulmamış gotik belediye binası olduğu, kule yüksekliği 64 metredir. Kulenin ucundaki rüzgârgülü Thomas Talli’nin gözcüsü olarak Tallin sembolleri arasındadır. 1530 dan bu yana koruyucu olarak nöbete devam ediyor.





 

“Dünyanın en eski halen çalışan eczanesi Town Hall meydanında. Şimdi modern ilaçlar satan eczane aynı zamanda Ortaçağda hastalıkların tedavisinde kullanılan kurutulmuş bitkilerden ilaç yapmak için gereken aletlerin sergilendiği bir müze.”

Yolumuz üzerindeki mağazaların önlerinde duran, örgü triko kıyafetler giydirilmiş bezden yapılmış mankenler müşterilerini karşılıyor. Estonya motifli triko eldivenler, şallar, kazaklar, çoraplar… Amber(kehribar) taşının %80’ i Baltık’tan çıkıyormuş amber taşı satan dükkanlar..

 

Eşim triko satan bir mağazaya girdiğinde etrafı incelemeye çıktım. Kemerli küçük girişten Katherina Geçit’ ini fotoğrafladım. Yol üzerinde küçük işyerinde yerli ressamların eserleri alçısını bekliyordu. Devamında 2 silindir kuleyle Viru Gate, Viru kapı; iki kule, birçok mağaza ve restoranlar sokağındayım. 1345-1353 yılları arasında inşa edilen bu iki görkemli kuleleri arasında inşa edilen bu iki görkemli kuleleri sanırım şehrin sembolleri arasında. Yalnız trafiğe yer açmak için 1880 yılında yıkılmış.

 

Eşimin alışveriş yaptığı mağazaya döndüm. Orada şal beğenmişti bende küçük hediyelikler aldıktan sonra geldiğimiz yollardan geri Eski Şehir Meydanına döndük. Meydanda ki Kafe de toplanma zamanını bekledik.

 

Estonya’ nın başkenti Tallin birçok ilkeler arasında gitmiş gelmiş. Danimarkalılar, Almanlar, İsveçliler ve Ruslar Estonya tarihine damga vurmuşlar. Tallin tam bir Ortaçağ güzeli. Bu nedenle tarihi kısmı UNESCO dünya mirasları listesinde. Estonya 1991 yılında Rusya’dan ayrılarak bağımsızlığını ilan etmiş. Estonya teknolojide de lider olmuşlar. Skyp yazılımı, müzik paylaşım yazılımı Kaza ve diğer BT teknolojisi geliştirildiği ülkedir. Eski Tallin böyle iken, diğer tarafta alışveriş merkezleri, kent parkları ve gökdelenler ile modern, gelişen kent yeni Tallin gerçekten eski ve yani büyük bir karışım Tallin gerçekten görülesi… Eşim alışverişini bitirmiş grubumuz randevu saatinde toplanmış olarak otobüsümüze geçtik ve limana indik. Evet, bugün tam bir açık hava müzesi gezdik. 18.30 olmadan gemimize geçtik. Rehberimiz Neslihan Hanım “Bu akşam gala yemeğimiz var herkes şık olursa mutlu olurum” söylemiyle kamaralarımıza geçtik.

 

Akşam rutin “Costa Luminosa” programı; önce yemek, barlarda müzik, oyun bölümünde Bingo, animasyon ekibiyle İspanyol esintiler saat 24.00 gibi dinlenmeye geçiş. Bugün Gün Doğuşu 04.34, Gün Batımı 20.02.

 

7. Gün 22 Mayıs 2015 Cuma Stockholm (İsveç)

Erken kalktık, kamaramdan balkona çıktığımda adacıklar, kayalar ve 24 bin adadan meydana gelen Stockholm takımadaları tüm güzelliği ile dikkatlerden kaçmıyor. Hemen fotoğraf makinamı alarak karelemeye başlıyorum. Stockholm, Maleran Gölünün Baltık denizine döküldüğü yerde konumlanmıştır. Kahvaltımızı aldıktan sonra grubumuz rehberimizle buluşuyor. Gemi çıkışı sonrası bizi gezdirecek aracımızla şehri panoramik olarak gezmeye başlıyoruz.

 

Rehberimizin uyarısıyla Nordie Müzesi (Açık hava halk müzesi denilen bu müzede toplumun her katmanıyla ilgili etnografik ve tarihi malzeme barındırıyor. Aynı zamanda dünyanın en önemli halkbilim müzesi.) için dikkatimizi çekiyor.

 

Yolumuz ABBA Müzesi’ ne geldiğinde; ( Dünya da 400 Milyon albüm satan, “ Mamma Mia Müzikal Filmi” 50 Milyon kişinin izlediği İsveçli ünlü dörtlü müzisyenin kişisel eşya, kostüm ve hatıralarının bulunduğu müze.) dışarıda ABBA grubunun resmi ve misafirlerin başlarını yerleştirerek fotoğraflayacağı obje dikkatlerden kaçmıyor.





 

Gezimiz bahçeli şık masalardaki evlere benzeyen yerleşim yerlerinden geçtiğimizde; rehberimizden, bu evlerde İsveçli zenginlerin oturduğunu öğreniyoruz. Kent merkezine doğru yolculuğumuza devam ettirdiğimizde, yüksek bir sütunun üzerinde kartal kartalın üzerinde okçu heykeli dikkatlerden kaçmıyor. Birçok köprüden geçerek yolculuğumuz devam ettiğinde bisikletle yolculuk yapan İsveçli çok… Rehberimizin uyarısıyla Djurgardens Kyikan Kilisesi’ nin önünden geçtiğimizi anlıyoruz. ( kilise 1828 yılında gemi ve tersane sahiplerinin yaptığı bir kilise)

 

Otobüsümüz park ettiğinde Vasa Müzesi’ nin önündeyiz. Grubumuzla toplu olarak rehberimiz eşliğinde müzeye giriyoruz. (1625 yılında Kral Gustav 2. Adolf, Vasa hanedan üyesine dört yeni savaş gemisi yapılmasında görevlendirir. 10 Ağustos 1628 günü gemi 1300 metre yol aldıktan sonra batar. 1961 yılında 30 gemicinin ölümüyle sonuçlanan Vasa Savaş Gemisi Tüneller ve halatlarla su üzerine çıkarılır. Müze %95 orijinal otantik görünümüyle izleyicilere açılmış. Vasa döneminin en büyük savaş gemisi olup, 10 yelkenli, 145 mürettebatı ve 300 asker bulunduruyor. Boyu 69 metre ana direği 52 metre. Müze; zengin dekorasyonu, tahta oyunları, tıbbi ekipman, tahta kaşıklar, bakır kaplar, ölenlerin üzerinden çıkan giysi ve binlerce objelerle izleyicilere sunulmuştur. Görülmeye değer “Gemi Müzesi”. Bu müze İsveç’ in değil, Dünyanın sayılı bir başka müzesi… Düşünüyorum da haliçteki batıklara da ulaşabilsek… Gruptan ayrılıp eşimle tüm bölümleri gözlemleyip fotoğraflamaya çalıştık. Yine müzenin içinde bulunan satış reyonundan Vasa temalı objeler satın aldık.

 

Müzenin dışı hemen liman, aradaki kısım yeşillikler içinde; piknik yapan İsveçliler dikkatlerden kaçmıyor. Dışarıda da birkaç anı fotoğrafı aldıktan sonra bizi bekleyen otobüsümüze geçtik. Yolculuğumuz adadan adaya bağlı köprülerden geçiyoruz. Türk Büyük Elçiliğine gelmeden yol kenarında ki avcı, geyik ve köpeğinden oluşan heykeli fotoğraflıyorum. Yolculuğumuz Kraliyet Drama Tiyatrosu The Royal Dramatic Theatre önünden geçerek Fjölgaton Seyir Tepesi’ ne geliyoruz. Burada fotoğraf çekilmek için zaman veriliyor. Nefis bir görüntü; Aristokrat başkenti ve Baltık Deniz’ i ile Malava Gölünün buluştuğu Gamla Stan’ ı panoramik olarak görüyoruz. Yine karşımızda, çocuklar için ağırlıklı eğlence merkezi Gröna Cund parkının olduğu Djurgardens Bölgesi. Baltık Denizinde yelkenleri şişirmiş yelkenler, gezi motorları... Manzaranın ve önünde grubumuzun fotoğraflarını çekiyoruz. Otobüsümüze geçerken yeni duraklara doğru devam ediyoruz. KONUNG GUSTAF 3. Heykelinin önünden geçerek Gamla Stan ‘ na geliyoruz.





 

Otobüsümüzden iniyoruz, sarayın önündeki nöbetçi dikkatimizi çekiyor fotoğrafladıktan sonra; 22 metre yüksekliğinde ki Castle Hill’ de ki Dikili Taş’ ı Kral Gustof 3.  emriyle yapılmış taş tek parça heykeli inceliyoruz. Şimdiki durağımız Kraliyet Sarayı İsveç hükümdarlarının resmi ikametgâhı ve ana kraliyet sarayı… aynı zamanda da resmi ikametgah yeridir. 1697 yılında başlanmış 1760 yılında birmiş. Rehberimiz nöbet değişimi yapan Kraliyet Muhafızlarını inceleyebileceğimizi söylediğinde fotoğraf çekmek için uygun yer arıyordum. Kraliyet Muhafızları 1523 yılından bu yana sarayın korumasını yapan, yaklaşık 40 dakikalık törende özellikle süvarileri ve bando gösterisi turistlerin ilgi odağıdır. Güzergâh ana baba gününe döndü, sağlıklı fotoğraf alamayacağımızı anladık. Grubumuzla bir araya gelip Gamla Stan (Eski şehir) bölümüne geçiyoruz.

 

Gamla Stan Stockholm tarihinin kalbi deniliyor. Turistler için geçici, ortaçağ sokakları, Arnavut kaldırımları üzerindeki yürüyüş keyfi anlatılamaz, yaşamak lazım… Mağazalar, kafeler, restoranların oluşturduğu bölge oldukça canlıdır. Bu bölgedeki Kraliyet Sarayı, Büyük kilise, Kraliyet sarayında ki muhafız kıtasının nöbet değişimi töreni oldukça ilginç. Yine bölgede bulunan eski binaların üzerindeki misnik tabelalarda yapıldığı yıllar (1630, 177) yazıları dikkatleri çekiyor. Bu binalar halen konut ve iş yerleri olarak kullanılmakta ve koruma altında çivi çakılmıyor.







 

Stortorget meydanına geliyoruz. Turistlerin oldukça ilgi alanlarından biri. Bu bölgede 17. Ve 18. Yüzyıllarında inşa edilen binalar renk renk görünümüyle ilgi odağı. Bu bölge 13. Yüzyılından bu yana Stockholm’ ün kalbi durumunda. Aristokrat evleriyle çevrili alanda Borshuset (Borsa Binası) Kral 33. Gustav tarafından yapılan 1767 ile 1778 yılları arasında inşa edilmiş olup zemin katında Nobel Muset (Nobel Binası) bulunmaktadır. Orada bulunduğumuz sırada gitarist müzisyen binanın önünde performans sunuyordu. Yine meydan da Stordtogsbrunnen (Anıtsal Kuyu) da dikkatlerden kaçmıyor. Meydandan tekrar saray önüne doğru yola çıktığımızda satış reyonlardan birinde hediyelikler aldıktan sonra sarayın önüne geldiğimizde Kraliyet Muhafızları at üzerinde bandoları ile önümüzden geçiyordu ki hemen bol bol fotoğraflamaya başladım zamanda dolmuştu otobüsümüze geçtik. Riddar Holmen meydanına doğru yola çıktık.

 

Köprülerden geçtik, Stockholm de küçük odacık olan Riddar Holmen Meydanı’ na geldik. Alandan sahile doğru indiğimizde; Tunç siyah granit heykel Evert Taube tek eliyle ud tutuyor, diğer eliyle Stockholm’ ü gösteriyor. Karşımızda City Hall( Belediye Binası) tüm görkemiyle kendini gösteriyor. “Belediye Binası İsveç ulusal romantizmin yerli kökleri ile modern mimari tarzı birleştiren bu başyapıt mimar Rognar Östberg İtalyan mimarisinden etkilenerek yapmış. Tuğla kulesi ile 20. Yüzyılın önemli mimari başyapıtıdır. Kulenin yüksekliği 106 metre, kulenin tepesinde bir kubbe taçlandırılmıştır. Nobel ödülleri resepsiyonları bu binada yapılıyor.” Tekrar meydana dönüyoruz. Riddar Holmen Meydanı’ nın da Riddar Holmen Kilisesi, Rosenhane Sarayı ve Riddar Holmen Heykeli ( Stockholm’ ün kurucusu sayılan “Birgel Jarl”). Tekrar yeni yolculuğa çıkıyoruz. Sergel Meydanı’ na yakın bir yerde otobüsümüzden iniyoruz. 3 saatlik serbest zaman veriliyor. Eşimle birlikte gruptan ayrılarak yola koyuluyoruz.





 

Şehrin en uzun alışveriş caddesi olan Drottningaten Caddesi( şehrin merkezinden geçen bu ana cadde, sağlı sollu bir sürü mağaza, kafe ve dükkânlarla dolu). İlk olarak girişteki AHLENS alışveriş merkezine girdik. Oradan cadde boyunca yürüyüşümüzde cadde üzerinde dans ve müzik performansı yapanları görmek mümkün. Üzerimde GS armalı rüzgârlık vardı. Bir bey “GS şampiyon olacak mı?” diye sordu. Cevaben “Tabi ki evet” dedim Sinoplu olduğumu öğrendiğinde yanındaki de Samsun(Bafra)lı olduğunu söyledi. Nerede yemek yemeliyiz diye sorduğumda Türk restoranlarından bahsetmeye başladı.(60 bin Konya Kulu’ lu yaşadığını öğrendik Stockholm’ de). Yine eksik İngilizcemle mağaza sorduğum kişi “Ağabey ben Kahramanmaraşlıyım” demesi üzerine inandım ki Stockholm de yabancılık çekmeyecektik. Eşim giysi mağazalarında zaman geçirerek zamanımızı doldurduk. Grubumuzla toplanma yerinde toplandıktan sonra limanda gezimize geçtik.

 

Gezimizde son gecelerimiz olacaktı. Rehberimiz kabinlerimizin boşaltma zamanı ve valizlerimizin denilen saatte kabin dışına aparatlar hazır şekilde bırakılması konusunda bilgilendirdikten sonra kabinlerimize geçtik. Akşam yine rutin olarak büyük salonda yemek, kafede dinlenme, tiyatro salonunda seyir sonrası 9. Katta sohbet ve animatör gösterisi sonrası kabinlerimize geçtik.  İlk defa gemiyle seyahat yapmıştık oldukça mutlu kalmıştık. Valizlerimizi kapıya bıraktık istirahat geçtik. Bugün Dün Doğumu 03.58, Gün Batımı 21.32.





8. Gün 23 Mayıs Cumartesi Stockholm(İsveç) İstanbul

Sabah kahvaltımızı aldıktan sonra çıkış işlemlerimizi gerçekleştirmek için angaryandan valizlerimizi alarak otobüsümüze yerleştirip gemi seyahatimiz son buldu. Grubumuzla, Stockholm Kraliyet ailesine uzun yıllar ev sahipliği yapan Drottningholm Sarayı’ na doğru yola çıkıyoruz. 40 km yolculuk sonrası saray bölgesine geliyoruz. Stockholm’ ün batısında “ Maleran Gölü” üzerindeki “Ekero Adası” da yer almakta. Saray ağaçlık ve göl kenarında muhteşem. Saray UNESCO’ nun Dünya mimarisi listesinde yer alıyor. Ana saraya girme zamanına vakit olduğundan, önce Kina Slott(Çin Sarayı)  geçtik.(1758 yılında kraliçe Louisa ya Kral Adolf Frederick doğum günü hediyesi olarak yaptırmış.) Kısa inceleme ve fotoğraf gezisi sonrası saraya geçtik.







Drottningholm Sarayı İsveç kraliyet ailesinin sürekli ikametgahı, barok bahçesi, 18. Yy. dan kalma tiyatro ve operasıyla turistlerin ilgisini çekmekte. 17. Ve 19. Yy. sanat eserleri dönemi mobilyalı odaları, Çin salonu, Kraliçe Eleonora’ nın yatak odası, Kral Gustav 3.’ Nün Çin tarzı dekore edilmiş odası ve süslü merdiven görülmeye değer. Sarayın bahçesi de bir harika. İlk görünüm bir peyza, harikası… Yeşil alanlar, ağaçlara verilen geotmerik şekiller tam bir görsel şölen. Bolca fotoğraf aldıktan sonra şehir merkezine dönüyoruz.







Rehberimiz yine serbest zaman veriyor. Ayancık grubu beraber geziye başlıyoruz. İsveç’ i sembolize eden objeler alınıyor. Drottningaten Caddesinde ayakkabı mağazasına girdiklerinde işlerin uzayacağını bildiğimden dışarı çıktım. Kübalı genç bir grup bayraklarıyla dans ediyorlardı.  Telefonumdan Şubat 2015 Küba gezi fotoğraflarımı gösterdim. Beni de aralarına aldılar, eşlik edip Dr. Güner’ e fotoğraf çektirdi. Kendim geziye başladım. İlk durağım Sergel Torg da ki obelisk olan yüksek cam anıt. Oradan, Hötorget’ deki Konserthuset önünde ki “The Orgheus” heykeli(konser salonu önünde 8 erkek ve kadın figürlerinden oluşan bir heykel) yine yol boyunca gördüğüm heykellerden namlusu düğümlenmiş tabanca heykeli de ilginçti. Toplanma zamanımız geldiğinde otobüste buluştuk. İstikamet Arlanda Havalını…





 

Biraz Stockholm den bahsetmek istiyorum. 14 ada üzerinde kurulu İsveç’in başkenti, su üzerindeki şehir olarak adlandırılıyor. Billur gibi parlayan suları, yemyeşil çimenleri, muntazam binaları, tertemiz caddeleri ile Kuzey’in Venedik’ i de deniyor. Stockholm; adacıklar, kayalardan oluşan 24 bin adadan meydana geliyor. Dünya da ki benzerlerinden daha güzel olduğu yazılıp söyleniyor. Yerleşim önce Gamla Stan adasında başlamış daha sonra, Djurgardens, Normalm ve Sodermalm adalarıyla devam etmiş. Bu yerleşimler yayıldıkça yayılmış, Stockholm kenti olmuş. Eğitim devletler tarafından üstlenmiş olup özel okul yok. Avrupa’ nın en yüksek yaşam süresine sahip İsveç’ te toplumun %80’ ni sporla uğraşıyor. Sosyal politikaları, emeklilik sistemi, yaşam kalitesi öne çıkan bir ülkedir.

 

Havaalanına geldik. Uçuş işlemlerini hallettikten sonra TK 1776 sefer sayılı uçuşu ile yerel saatle 21.30 gibi İstanbul’ a indik. Gerçekten dilediğimiz gibi geçirdiğimiz bir gezi oldu. Bu geziyi planlayan dost, arkadaşım Dr. Güner ÇİNKO’ ya özel teşekkürler. Eşi hanım efendi Selma ÇİNKO’ ya, bu gezide daha da iyi tanıma fırsatı bulduğum değerli Cumhur- Hanife YÜKSEL, İnci KARAEL, Sevgi DERELİ büyüklerimle, eşim Filiz ÇETİNKAYA ERKAYMAZ ve ben çok keyif aldığımız bir gezi oldu. Rehberimiz Neslihan SAĞNAK hanımefendi iyi ki sizi tanıdık teşekkürler. Yeni gezilerde buluşmak üzere…








Bu yazı 6805 defa okunmuştur.