Reklam
Reklam
Filiz TOSYALI

Filiz TOSYALI

dogusofsetayancik@hotmail.com

Türkeli diye bir yer

07 Haziran 2023 - 16:55

İçinizden ne geçtiğini biliyorum;    
               “Gitmeye değer mi?” 
               Eğer yaşasaydı babam sizlere;
               “Evet gitmeye değer. Türkiye’nin her köşesi gitmeye ve görmeye değer” derdi.
                 Gezerek, görerek yaşlanan şair babam. Hangi yöreye gitse bir şiir yazardı. O şiirde o yöre vardı, o köy o şehir. Bazen Şair Hoca, bazen Halkın şairi olurdu. Bir ağaç bile etkileyebilirdi onu. 

                 Biz de, arabamıza bindiğimiz gibi kendimizi Türkeli’de, Türkeli derken bilmediğimiz hiç hayal edemeyeceğimiz yerlerde bulduk. Bu bir şehri turla gezmek gibi değildi. Bir rehberin peşine takılıp otel odasında kahvaltı etmeye de benzemiyordu. Bu tat başka bir tattı. Otuz beş kilometrelik yolda işte o hayal edilemeyen hayat vardı.  Biz sadece yolumuz üzerindekileri uğradık, Sokakların boş olmasına aldırmadan kepenkler açılmıştı.   Hayatı kolaylaştıran, son günlerde her yeri saran renkli marketler yöreyi sarmıştı. Yöre esnafından ufak tefek alışveriş edip geçtik. Çocuklar sokaklardaydı, yağmura aldırmıyordu.
 
                Sular azmış gibi akması gerekenden daha hızla akıyorsa akıyordu. Yol belirli bir yere kadar tamiratlardan dolayı çukurlarla doluydu. Onarımı devam eden yollardan sonra  yemyeşil orman, birbirinden güzel evler.  Braşov- Bükres ve Sibiu hissini veriyordu. Oralarda da yollarda durup fotoğraf çekmiştik. Buralarda da ayni şeyi yaptık. Ne farkı var lafı tabi ki dilimizdeydi. Yani ne farkı olacaktı ki? Güzel bir ülkede yaşıyorduk. O köylerde çalışan evine yerine köyüne sahip çıkan halkı vardı. Düğünler yapılıyor, birileri göçüp gidince anılıyordu. Çocuklar daha sonra nerelerde eğitim alıp nerelerde yaşayacaklarına aldırmadan oyunlar oynuyorlardı. Anaları gözlerinin içine bakıyor, babaları gururlanıyordu. Hayvanlar çok özgür ve korkusuz dolaşıyorlardı. O yollardan sağa mı bakalım, sola mı bakalım diyerek geçtik. Çok katlı modern boyalarla boyanmış yörenin zevkini yansıtan evler vardı. Biraz yağmur olunca herkes evlerine çekilmişti. Biz sokaklardaydık. Arabamızın camından derelerin içindeki molozları boşaltmaya çalışan işçileri selamladık. İçimizden; “sağolun, çalışma gayretinizi kaybetmeyin” dedik. Türkeli’ne kadar çok sayıda yerleşim yerinde yaşamlara ortak olmuştuk. Güzelkent’i görmüş, güzelliğini desteklemiştik.  Gerçekten çok güzeldi. Yazı özleyen evler denizle kardeş olmuş gibiydi. Sonrasında, “Oraya gidemezsiniz yollar çok kötüdür. Hava böyle olmasaydı” diyenlere şaşırdık. Ya bir daha gelemezsek, ya görmeden gidersek diye çıkmıştık yola. “Siz gittiniz mi?” diye sorduğumuz da, 
                 “Yok, gitmedik.”  dediler. 

                   Bu güzellikleri sadece güneşli havalarla paylaşmalarına  üzüldük. Yağmur olunca da gidilirmiş, dikkatli… Soğuk olunca da izlenirmiş, ayağın bedenin hazır olsun.  Yeter ki istek olsun. Yağmur yağdı, deyip evde oturmak bilemiyorum ama o zevki kaçırmamıza değmezmiş.  Biz o zevki kaçırmak istemedik. Gürgen kokan masalarda çay içerken ormanı yaşamıştık.  Sıcak ekmek kokusuyla ısınmıştık. Bizim için iyi bir geziydi. Deniz zaten hep güzel ve dosttu. Yine de tedbir tedbirdir, dağlardan ormanı yarıp akan suları izleyerek evimize erken erken dönerken doğru karar vermiştik.

Bu yazı 809 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum