Kıyı çocuklarının yaşı kaç olursa olsun, her zaman yaşadığı denizin kum tanelerine rastlarsınız cephelerinde. O çocuk, renkli çakıl taşları, kumlar, kayıklar, balıklar, martılar, karabataklarla bir arada geçen çocukluk yılları, bu çocuklara yaşamları boyunca eşlik ederler. Her kıyı avuçlar, teknede midye pişirir, balıkları isim isim mevsim mevsim bilir. Kıyıda rengarenk sıralanan kayıklar arasında koştururken, suların ısınmasını beklemeden mayo veya donla ya da ne mayo ne de donla denize girerdi. O balık kadar biçimli renkli kayığını kıyıya yağlı felekler üzerinde çekmek için diğer çocuklarla yarışmıştı. Kıyı çocukların vedası deniz üzerinden olduğu gibi merhabası, karşılaması da denizin üzerinden olurdu. Ayrılıklar buluşmalar denizden gelir onlar için
Kıyılar kıyıda çocuklara; hastalıklar, savaşlar, ölümler, ayrılıklar, sürgünler, hapisler sanki ortak yazgısıdır bu çocukların. Denizle olan bağları, ölümlerine kadar devam eder. Kıyıda yaşanılan bu çocukluk yılları, kıyı çocuklarının yüreklerinde bir midye kesiğidir inceden inceye kanayan ve o iz kalıcıdır. Demir alma zamanı gelince limandan, hayatlar çözülür iskeleden. Gözler yaşlı geride kalanlar, deniz kokulu renkli çakıl taşları bulurlar giden çocukların yastıklarının altında. Bunları nereden mi biliyorum? Bu çocuk; Bugün 38 yaşındaki Balıkçı(Yazın Cankurtaran) Nejat Demircan… Anlatım “Rıfat Ilgaz’ın şiiri kumsalda Kıyı Çocuklarının Ayak izlerinden”
ADD Ayancık Şubesi lokalinde dostlarla otururken Nejat kardeşim yanıma geldi. Hocam zamanın varsa bir sıkıntımı sana açmak istiyorum gazetende yer verir misin? Sesimiz olur musunuz? Demişti. Konuyu sorduğumda; “Hocam beni bilirsiniz bir tek denizde doğmadım, hayatım hep denizde geçti. Annem kürek çeker, babam balık tutmaya çalışırdı. Ben be kardeşim ya kayıkta evimize ekmek getirmeye çalışıyorum kıyı balıkçılığıyla. 2000 yılından bu yana verilmeyen yeşil ruhsat olanlardan satın almak istediğimizde “2002 öncesi devletin bedavaya verdiği yeşil ruhsatı bugün karaborsada 40 bin liradan başlayan fiyatla satıyorlar. O kadar parayı ben yan yana görmedim! Nasıl alabilirim? Sorunumuz çözülmesi için sizden yardım istiyorum” dedi. Ben kendisine ancak sorununu gazetede dile getirebileceğimi ötesinde bildiğim bir konu olmadığını belki yetkililer olur görür olumlu bir şeyler yapabilirler mi? Düşüncemi paylaştım. Birkaç gün sonra arkadaşlarıyla geldi.
Çamurcalı ve Ali köylü balıkçı arkadaşları; Selami Çalışkan, Tarık Karakurt, Mustafa Çalışkan ve soyadını hatırlayamadığım Özkan da aynı sorunu dile getirdiler. Kayıklarının da uzunluğu 5 metreyi geçmiyor. Ortak söylemleri; “ Biz üç kuşaktır balıkçılık yapıyoruz, bu günlere gelene kadar sorun yoktu. Bu “yeşil ruhsat” olayından sonra bizi çok sıkıştırıyorlar. İlgili bakanlıktan kartlarımız var. Balıkçılık ruhsatlarımız da var. Ehliyetimizde… Kayık kullanıyoruz ama korkumuza ağ atamıyoruz. Ağ attığımız da su ürünleri yetkilileri, tuttuğumuz balıkları alıyor, ceza yazıyor kayıklarımıza da el koyacaklar diye korkuyoruz. Çok mağduruz bize bir çare bulsunlar. Bu denize bizler zarar vermiyoruz, denizimizi sanki evimiz gibi, aracımız gibi koruyor evladımız, eşimiz gibi seviyoruz. Dip tarayıp yavru balık avlamıyoruz” dediler.
Denizi ve deniz insanlarını, deniz zenginliğini ve yoksunluğunu, deniz güzelliğini ve acımasızlığını, denizden almayı ve denize vermeyi, denizde yaşayıp mutlu olmayı, denizde yaşayıp mutlu olmayı, denizde yitecek evrene karışmayı bilen bu kıyı balıkçı dostlarımıza yardımcı olunması dileklerimle…
Sevgi İle Kalın

